Tuesday, November 11, 2014

Berlin’de Mutlu Olmak icin 20 Sebebim:)

Berlin’de 2,5 yilimi doldurup da bir Berlin yazisi yazmasam ayip olurdu artik :) O zaman Berlin’de mutlu olmak icin 20 sebebim huzurlarinizda :) (Bu arada 20 maddenin kendi icinde bir siralamasi yoktur, hepsinin seviyesi asagi yukari aynidir :))


Berlin’de Mutlu Olmak icin 20 Sebebim:

1. Berlinliler: Ufff bugun cok trafik var!
Ben: Trafik mi? Yol bildigin acik :).
Yani isin ozu burada hic trafik yok. 2,5 senede 2 kaza ile karsilasmam, kaza derken arkadan dokunmus diyelim :) durumu daha da aciklar sanirim :).

2. Aslinda arabaya da hic gerek yok! Metro, tren 24 saat sinirsiz hizmet, hem de heryere, en uzak nokta 45 dakika mesafede. Hepsinin son derece dakik oldugunu da sanirim tahmin edersiniz. Ilk basta „kac tane hat var, nereye gidiyoruz, kaybolduk“ moduna gecseniz de, bir metro-tren haritasi sorununuzu cozer :).

3. Benim gibi hersey bir yana bisikletim bir yana diyorsaniz, cok dogru yerdesiniz :). Her yerde bisiklet yolu var, suruculer alisik, bisikletlere dikkatli, bir de sehir dumduz olunca, is, eglence, market her yer pedalina kuvvet :).


4. Hava biraz guzel oldu mu, hele de gunes vurdu mu, Spree’ye karsi (bizim guzel nehrimiz oluyor kendisi :)) oturup gun batirmak gibisi yok.

5. Bir cok Avrupa baskentine gore yeme, icme, alisveris son derece uygun fiyatlara.

6. Vazgecilmezim ahududu, bogurtlen, yaban mersini cenneti. Dalindan toplayip getiriyorlar ve Turkiye’de aldigimizin ucte biri fiyatina :). Hatta Beelitz’te kendiniz bile toplayabilirsiniz, kesinlikle denemeye deger :).

7. Heryer yemyesil, en akliniza gelmedik yerde bile sahane bir parkla karsilabilirsiniz. Artik piknik mi yaparsiniz, kitap mi okursunuz, muhabbet mi edersiniz bilemem ama temiz havaya doyacaginiz kesin :).

8. Gunes biraz yuzunu gosterdi mi, hava da 25 dereceyi buldu mu, ver elini goller :). Berlin’in etrafi cok kisa surede ulasabileceginiz gollerle kapli. Benim gibi once „Yok canim golde de yuzulur mu, denize alisigim ben“ derken, bir zaman sonra kendinizi „bu sefer hangi golu deniyoruz“ diye sorarken buluverirsiniz :).


9. Beach bar (plaj barlari) da, hava guzelse kesin gidilesi yerlerden. Gercek kum olmayinca sehirde, yapay getirmisler ama plaj havasina girmenize engel degil. Kimi zaman plajda aniden gelen siddetli yagmurla islanmak da var ama o bile guzel, farzet buyuk dalga geldi canim :).

10. Berlin’de dunyanin bir suru ulkesinden, sehrinden insan bir sekilde uyum icinde yasamanin yolunu bulmus, siz de kendinizi o dalgaya birakirsaniz, mutluluk madalyasi ile odullendirilirsiniz :).

11. Zamanla cok degistigini soyleseler de Berlin’in ozgur ruhu her zaman gozle gorulur. Club cenneti olan Berlin’de gece disari cikmak icin ille de suslenip, puslenip, gunun sonunda ayaklarinizi olduren topuklulari giymenize, erkeklerin yaz sicaginda sortlari cikartma eziyetine katlanmasina gerek yok. Eglenceli kimliginiz yaninizda olsun yeter :). Bizde moda, canin nasil isterse :).


12. Ben cok muze meraklisi olmasam da, Berlin’den bahsederken muzelerini es gecmek cidden ayip olur. Muzeler adasina sahip olan sehirde, bence bu aktivite bitmez.

13. Sehir merkezine cok yakin, herseyin cok duzenli oldugu, ucaktan cik, hemen valizini al, hooop 10 dakikada evde olma konforunu saglayan Tegel gibi bir havaalanina sahip sehir, bu yonuyle de kalbimdeki yegane yerini almis bulunuyor :).

14. Kahve icmek sizin icin de doyumsuz bir keyifse ve bunun icin sinirsiz imkaniniz varsa yasadiniz demektir. Hele de ahsap mobilyali, hafif los, mumlarin masaya aktigi cafe’lerde insan saatlerce okuyup, yazip, sohbet edebilir. Bunlarin ustune Starbucks, vb. kahve zincirleri de bircok yere gore fazlaca ucuz.


15. Hem ulkenden uzakta, hem de ulkendeymis hissi veren tum Turkiye’ye ait seyler. Restaurantlar, kuaforler, asure gunleri, iftar menuleri, fasil geceleri, ayran ve yakisan lezzetleri :).

16. Avrupa’nin bir sekilde ortasinda olup, uzun haftasonlari kacamaklarina cok elverisli olmasi, biraz da gezmeye fazla duskun olunca :).

17. Bir sehre kar daha fazla yakisamaz. Aralik ayi, Christmas market cenneti guzel sehirde, sicak sarabini yudumlayip, gebrannten Mandeln (sekerle kavrulmus badem) yerken sehre bir kez daha asik olmamak imkansiz :).


18. Eger sira varsa, omuz vurarak kimsenin senin onune gecmeyecegini bilmek, birine hayir denen seye digerine evet denmedigine emin olmak, planlasmis seylerin zamaninda olacagina guvenmek de guzel sey dogrusu.

19. Sonuc Berlin’de tarihse tarih, sanatsa sanat, eglence ariyorsaniz da alasi var :).

20. Herseyden de otesi sanirim sehirleri guzel yapan insanlar. Almanlar soguktur, gulmeyi, eglenmeyi bilmezler laflarina inat, bir dunya cooook sevdigin insan varsa etrafinda, sehir o zaman zaten daha bir bambaska :).

Friday, August 8, 2014

ALMANYA’NIN FLORANSA’SI, DRESDEN:)

Genel Bilgiler:

Oncelikle tavsiyem sudur ki, Dresden’e gitmeden biraz tarihiyle ilgili edinin. Bu durumda sehre bakis aciniz kesinlikle degisecek. Almanya’nin dogusunda bulunan, Saksonya eyaletinin baskenti sehir, Ikinci Dunya Savasi (13-14 Subat 1945) bombardimaninda yerle bir olmus ve cok fazla can kaybi vermistir. Hatta savasta en cok zarar gormus Almanya sehri de denebilir. Yani su anda gorup asik olacaginiz sehir, bariz kullerinden yeniden dogmus. Neredeyse tum binalar 1990 sonrasi tekrar yapilmis ama oyle bizdeki gibi ben yeniyim diye bagirmiyor. Hepsi ozunu koruyarak, eskimis taslar kullanılarak yapilmis. Bu yonuyle dusununce gercekten mucize sehir denebilir ama bir taraftan da garip bir huzun barindiriyor bunyesinde.


Sehir Elbe nehri yaninda bulunmasi, zengin tarihi gecmisi, bakmaya doyulmayacak kadar guzel barok, gotik ve klasik mimari binalariyla Almanya’nin Floransasi olarak aniliyor. Floransa hayrani biri olarak bu yakistirmaya itiraz etmiyorsam, Dresden’i sevmisim demektir:)



Almanya’nin genelinde oldugu gibi yesilin her tonuna hakim ve tertemiz havasini icinize cekeceginiz bir suru parklari var. Cesmesi de cok, hatta bizimkiler gibi agzinizi dayayip kana kana kaynagindan bile su icebilirsiniz. Sanirim baska Avrupa ulkesinde pek yaptigimi hatirlamiyorum:)



Dresden icin Avrupa’nin porselen uretim merkezi denebilir, ilginiz varsa sehrin bircok yerinde orneklerini bulup, detaylarini ogrenebilirsiniz.

Biz yaz ayinda gittigimizden mi yilin her zamani mi oyle bilmiyorum ama cok fazla turist vardi. Sehir de kucuk oldugu icin, ayni turistlerle gun icinde farkli yerlerde bile karsilasiyorsunuz:)



Bence Dresden planinizi 2 gece kalmali ya da bilemediniz 3 gece kalmali yapabilirsiniz. 2 gece olarak planlar ve son gunu de cok iyi degerlendirebilirseniz (biz secim muhalefetiyle yapamadik:)) sanirim sehre baya hakim olursunuz. Biz biraz hizli tur yapmamiza ragmen bence yeterince yerini gezdik.



Neler yapilir, nerelere gidilir:

Bu sevimli, romantik sehirde heryere yuruyerek gidebilme zevkine eriseceksiniz. Elbe Nehri, Dresden’i eski ve yeni sehir olarak ikiye ayiriyor. Zamaninizin buyuk cogunlugunu eski sehirde (Altstadt) gecireceksiniz zaten. Sehri yuruyerek gezdiren turlar var (10 euro) ki bence hic gerek yok, kendiniz icinde biraz detayli tarihi bilgi de veren bir harita alin ve yurumeye baslayin. Hele ustu acik sehri gezdiren otobusler bence sadece para tuzagi en azindan bu Dresden icin.



Gitmeden duyacaginiz, gidince de bayilacaginiz yerlerden biri, Frauenkirche http://www.frauenkirche-dresden.de/, yani sehrin simgesi kilisesi. Neredeyse tamamen yikilan kilise yeniden yapilmis ama yeni oldugunu anlamaniz pek mumkun degil. Tum dogasi korunmus. Bina gercekten cok cok guzel ama malesef disi ve ici ayni degil. Ben bastan soyleyim de disinin ihtisami icinde yok. Eger para hesabi yaptiginiz bir gezi olacaksa bence icine girmekten vezgecebilirsiniz, cok sey kaybetmezsiniz.





Diger kesinlikle gorulesi yer barok mimari saheseri Zwinger http://www.der-dresdner-zwinger.de/de/startseite/. Uzun zamandir gordugum en etkileyici yerlerden biri. Cok goz alici bahceyle cevrelenmis bir saray burasi. Gunduz yemyesil cimleri, icinden fiskiran sulari, nefis binalariyla ayri guzel, aksam isiklandirmasiyla ise apayri guzel. Melek heykellerini her zaman seven ben, sarayin etrafini susleyen sayisiz melekleri gorunce hangisinin yaninda fotograf cektirecegimi sasirdim:) Zwinger’in icinde gezebileceginiz sanat sergileri de mevcut. ‘Porzellansammlung’ yani porselen sergisi bunlardan biri. Bizim pek ilgi alanimiza girmediginden 6 euro verip, gezmek istemedik ama zevk meselesi tabi ki. Bir digeri ‘Mathematisch-Physikalischer’olarak adlandirilan bilimsel aletlerin sergilendigi bir yer. Sonuncusu ‘Gemaeldegalerie Alte Meister’ de cok guzel eserlere ev sahipligi yapan bir resim sergisi. Bu gezilesi hele de melek sevginiz varsa:) Rafael'in ünlü Sistine Madonna’sina ve sevimli meleklerine doyacaksiniz:)





Dresden’in bir sanat ve tarih sehrine yakisan sekilde Fürstenzug adinda upuzun bir de duvari var. Porselenden yapilmis bu mozaik duvarda Almanya’nin prensleri ve krallari cok guzel bir sekilde resmedilmis.



Almanya’nin belki de en guzel binalarindan biri olan Semper Opera House yani opera binasi sahane. Baska hicbir yerin icine girmeseniz bile bence buna girin, 10 euro ama deger. Eger operaya gitmek isterseniz de biletlerinizi onceden almaniz gerekiyor.

‘Brühlsche Terrasse’ Brühl teraslarina cikip, Dresden’in goz kamastiran manzarasina bakmadan da olmaz. Hem gunduz gozuyle hem de gece sehir isikliyken bakacaksiniz, kalacaksiniz:) Gercekten buyuleyici bir havasi var. Gunduz Elbe nehri yaninda, cimenlerin uzerinde oturan insanlar, en guzel kareyi yakalamaya calisan turistler, Augustusbrücke (eski sehri yeni sehre baglayan kopru), hepsi ama hepsi cok guzel bir hava veriyor sehre. Gece gordugunuzde de bu sehre neden romantik dediklerini anliyorsunuz:)





Rezidensschloss yani krallarin sarayi olarak adlandirilan yine cok sasali baska bir binasi var. Saraydaki ‘Türkische Cammer’ yazisi hemen gozunuze carpacak cunku sarayin icinde Turk odasi diye bir yer var. Burada Osmanli’ya ait kiliclar, hancerler falan gosterilmis.

Biz tekne turu yapmadik, eksikligini hissetmedim ama zevkle yapan insanlari gozlemledim:)





Yeni sehir (Neustadt) kismini da gormeden olmaz. Augustusbrücke’de yurumeye baslayip, iki adim atip durarak, ‘buradaki manzara sahane, aaa bu bina da ne kadar hosmus’ diyerek, birsuru guzel fotograf cekerek karsi tarafa gececeksiniz. Yeni sehire gectiginiz gibi Golden Horse (altin at) dedikleri heykeli goreceksiniz. Eski sehrin mimari olarak gosterilen August the Strong’a tesekkur etmek icin yapmislar bu heykeli.



Daha cok kominist tipi binalarin goze carptigi yeni sehir su anda meshur alisveris caddeleriyle cevrelenmis. Haupstr ve Königstr’de, agaclar altindaki genis caddedelerde yuruyup alisveris yapmanin, banklarinda oturup kosturanlari izlemenin tadina varabilirisiniz.



Königstr boyunca yururken kocamansu fiskiyeleri gozunuze carpacak. Dresden’in cok sicak bir haftasonuna denk geldigimiz icin laf aramizda fotograf cekme bahanesine fiskiyelerde epey oyalandik, islandik, biraz serinledik:)



Sehrin merkezinden uzaklasip, biraz da etrafini gorelim derseniz, bisiklet kiralamak bence super olur. Ama o zaman biraz daha fazla gun ayirmaniz lazim. Yoksa sehir icinde hic gerek yok.

Bizim gibi sans eseri acikhava festivali olan bir zamana denk gelirseniz, Almanlar’in da eglenmeyi bildigini gorursunuz:)

Yapmadan donmemeniz gereken seylerden biri de (tabi ki yazin gitmis olmaniz lazim:)), Elbwiesen dedikleri, Elbe nehri yanindaki upuzun sahil seridi gibi olan yerde, cimlerin uzerinde once biraz guneslenip, sonra gunesi batirip, en sonunda da isikli, huzunlu, bir o kadar sevimli sehrin serefine (gunesten kizarmis burnunuza aldirmadan:)) bir kadeh kaldirmak:)



Ne yenir, ne icilir:

Bastan sunu soylemem gerekiyor ki, Almanya’nin cok zengin bir mutfagi yok malesef. Bunu tabi ki Dresden’da da goruyorsunuz. Tum dunya mutfagindan farkli lezzetler bulmak mumkun bu durumda da.

Oncelikle tavsiye edecegim ‘Bistro Café Am Schloß’un disindaki masalarindan birinde soyle guzel bir kahvalti ya da brunch yapmaniz. Hem Alman hem Fransiz usulu kahvalti bulmak mumkun. Onun disinda kendinize gore karisik yiyecekler de secebilirsiniz. Hem lezzetli birseyler yerken, hem de Dresden’in tarihi havasini icinize cekmek hosunuza gidecektir. http://www.bistro-am-schloss.de/cms/website.php?id=/de/index.htm



Aksam yemegi icin eger eski sehirde kalip, biraz turistlerle ic ice olalim derseniz, Neumarkt etrafi farkli dunya mutfaklari ile dolu. Ancak tahmin edeceginiz gibi fiyatlar normale gore, hatta Berlin’e gore de daha pahali. Bizim gibi ilk gece bu tarihi havadan uzaklasmayalim diyenlere, Ontario Steakhouse onerebilirim. Ben bayilmadim ama steak yemedigim icin ana yemek hakkinda cok yorum yapmayim, et sevenler begendi:)

Eger biraz daha uygun olsun yemek fiyatlari, tarihi havadan uzaklassak da olur derseniz, yeni sehre gecmenizi tavsiye ederim. O tarafta da imkan cok hem de daha ucuz fiyatlara.

Almanya’da olup ne icecegiz diye sormak ayip olur:) Dresden’in en meshur biralari sevenlere duyurulur: Radeberger, Feldschlösschen ve Freiberger.

Wednesday, July 16, 2014

BUYULU MASAL SEHIR EDINBURGH - (VOLUME 2)

Nerelere gidilir, neler yapilir:
Sirin, kucuk bir Ortacag sehri olan Edinburgh’ta her yeri yuruyerek gezmek mumkun,  tabi ki bizim gibi saganaktan da ote yagmura yakalanmazsaniz.

Gormek icin de klasik bir guzellik beklemeyin; oyle kizgin kumlardan soguk sulara, masmavi gokyuzu,  ilik ruzgar sehri degil burasi. Daha cok sis, soguk, yagmur, karanlik hakim. Ama tum bunlar Edinburgh’un havasina cok yakisiyor, guzelligine guzellik katiyor.


Kesinlikle tavsiye edecegim seylerden biri ‘Free Walking Tour’. Edinburgh’ta cok yaygin bir uygulama, sehrin tamami yuruyerek gezilebildigi icin de super. 10-12 kisilik ekipler olusturuluyor ve hepsinin basina bir rehber veriliyor. Rehber hem gosteriyor, hem anlatiyor. Tur sonunda da herkes gonlunden ne kadar koparsa rehbere veriyor. Bizim rehberimizden de olabilir, muthis eglendik, hem de ogrendik.


Gorulmesi gereken yerlerin basinda ‘Old Town’ yani eski sehir var. Gerci bana sorarsaniz, eski sehirden yeni sehire gecen sinir nerededir, tam anlamadim. Princess Street Garden eski sehiri yenisinden ayiriyor da yalniz tum sehir eski gibi ozunde. Ama eski sehir diye adlandirdiklari kisim biraz daha ayri gizemli.



Royal Mile caddesi varki gittiginizde herkesden duyacaksiniz. Tum bulusma noktalari neredeyse bu yol uzerinde. Hatta en tipik olani da Royal Mile Starbucks, bizim Istiklal‘ de Burger King onu gibi, herkes orada:) Cadde cok hareketli, sokak sanatcilari, birsuru cafe, restoran, hediyelik esya alacak yerler dolu.



O kadar daracik daracik sokaklari varki, ya asagi dogru uzuyor, ya yukari ve ikisinde de sonunu gormek cok zor. Iste o zaman sehrin karakapli defterinde yazan hayalet hikayeleri insanin aklina geliyor:) Her gizemli seyi merak eden ben bile, o daracik, upuzun merdivenli sokaklara giremedim, pek bir karanlik geldi:) Siz girdiyseniz, beni de aydinlatin bu konuda.



Sehrin simgesi sayilan kalesi (satosu) tam bir efsane. M.S 600 yillarinda volkanik kayalarin uzerine kurulmus ve o kayalara asagidan bakinca bile insanin resmen ici urperiyor. Kalenin girisi 16 pound, anlatimli turlara katilirsaniz 30 pound. Aslinda bana sorarsiniz kalenin icine girmek sart da degil, oradan ogreneceginiz detaylari da kolayca baska yerlerde edinebilirsiniz. Dis goruntusunun cazibesi malesef icinde yok. Kaleden cekebileceginiz manzara resimlerini de cekecek daha baska, guzel yerler de mevcut. Kaleye cikarsaniz buyuk bir top (Mons Meg) ya da ‘One O’clock Gun’ goreceksiniz, bu top 1829 yilinda Edinburgh kalesine konmus ve halen her gun (Pazar disinda) saat 13:00’da atesleniyor. Top atis olayinin hikayesini de su sekilde anlattilar: Edinburgh cogunlukla sisli bir sehir oldugundan, gemilerin karaya carpmamasi icin sesle uyari sistemi gelistirmisler. Top sesini gemiler 2 mil uzaktan duyabiliyorlarmis ve o zaman karaya yaklastiklarini anliyorlarmis.




Kalenin icindeki St. Margaret Kilisesi de sehirdeki en eski yapi.


O kadar kendinizi Harry Potter ortamina kaptirmisken, JK Rowling’in kitabin buyuk bir kismini yazdigi, The Elephant House Cafe’ye (http://www.elephanthouse.biz/) de gitmeden olmaz. Ozunde gitmeseniz ne kaybedersiniz, hic:) ama yine de insane merak ediyor. Servis tam bir fiyasko ve inanilmaz bir kuyruk var, masa bulmak da gayet sorun. Diyecegim su ki, en iyisi gidin Nero’ya oturun, mis gibi kahvenizi icin:)





Holyrood Sarayi da gorkemli, bahcesi de nefis. Britanya Kraliyet ailesinin yeriymis burasi biraz kraliyet havasi almak, yasayiz tarzlarini gormek fena degil hani:)




Edinburgh’a kadar gitmisken viskileri denemeden donmeyin (whiskey experience) (http://www.scotchwhiskyexperience.co.uk/). Biraz tuzlu yani 30 pound’u bunun icin gozden cikarmaniz gerekir ama guzel bir pazarlama stratejisi de gormus olursunuz.

Alisveris tutkunlari icin soyluyorum, sizin adresiniz de Princess Street ve George Street, tum magazalar orada mevcut.



Royal Yacht Britannia (buyuk gemi) de gorulebilir ama sehre biraz uzak ve yuruyerek gitmek cok mumkun degil. Bence sehrin yuruyerek gorulecek guzelliklerini birakip, burayi gormeye gitmek mantiksiz. Ancak yeterli zamaniniz varsa gidin derim.

Iskoclar da Irlandalilar’I muzik konusunda aratmiyor, sokak sanatcilarini dinlemeyi sakin atlamayin.






Hayaletlere gecmeden, bizim gibi cok fazla yagmura yakalandiysaniz, daha da bunyeniz o kadar islanmaya alismamissa, sight seeing bus (turistleri gezdiren otobus)’leri de tavsiye ederim, biletler 16 pound ve 24 saat gecerli, neredeyse 2 gun kullanabilirsiniz. Her rehber de kendinden farkli birseyler katiyor anlatirken, eglenceli olabiliyor:)





Simdiiii gelelim Edinburgh’un karanlik yuzune, evet sizin de muhtemelen duydugunuz gibi Edinburgh hayaletler sehri olarak geciyor. Iskoclar da bu isi para kazanma sanatina cevirmisler, cok da iyi etmisler, ben ve benim gibi macera duskunleri icin iyice cazip hale getirmisler:)



Yagmurdan sirilsiklam olup, kuruyacak yer ararken ‘Edinburgh ghost night tour’u bulmam tam oldu:) Hava kararmaya yuz tutmussa, durmadan yagmur yagiyor, ayagin kayiyor, burnun akiyor, bir taraftan da simsek cakiyorsa, hayaletler, mezarliklar, cinayetler, oluler bu ortama tam uyar dedik ve tura yazildik:) 10 kisilik bir ekip, basta da rehber yurumeye basladik. Greyfiars Mezarligi ve Covenant’s Hapishaneleri’ni, South Bridge (Guney Kopru) altindaki mahzenleri, bir taraftan ayagimiz kayarak, bir yandan yuregimiz hoplayarak gezdik. Mahzenler zamaninda birseyler depolamak icin yapilmis ama sonradan Edinburgh cok goc alinca, insanlar o kucucuk mahzenlerde neredeyse yapisik vaziyette yasamaya baslamislar. Suclular falan da zamaninda hep bu labirentlere siginmis ve cogu da burada olmus, o yuzden de lanetli kopru olarak kalmis burasi. Zaten mahzende neredeyse farelerle goz goze gelecegiz diye oldum, Allah’tan los da cok secilmiyor, malum bir de heryer orumcek agi:) Tahmin edersiniz ki bu ortamda fotograf cekmek de cok aklimiza gelmedi:)



Meshur Greyfiars Mezarlig’inda yurumek hem de gece yarisi, yagmur, simsek esliginde zaten garip bir his, ayaginin altinda birsey catirdasa kurukafa, olulerin kemikleri saniyorsun:) Mezarligin icin de bir de Covenants Hapishanesi var. Bizi orada da sevimsiz, aslinda heyecanli bir saka bekliyordu:) Iceri girdigimiz gibi arkadan gelen bir karalti, kapiyi zincirle kilitledi, haliyle mezarligin en korkutucu yerinde kaldik bir sure. Hepsi olay aninda daha bir heyecanli tabiki, cunku kurguyu guzel yapmislar, rehber anlatirken tam en hararetli yerinde ekipten olan hayalet insanlar cikiveriyor ortaya:). Covenants Hapishanesi’nin hikayesi de su sekilde. 1600’lerde katolikolmak istemeyen binlerce kisi buralara atilmis, iskence gormusler, hatta tarihin ilk toplama kampi olarak bile biliniyor. Tum toplama kamplarinda oldugu gibi burada da insanin icine dokunan bir hava hakim.





Unutulmamasi gereken diger bir nokta, mezarliga girince anisina saygiyla egileceginiz terrier cinsi kopek Bobby var. 1800 yillarindaki mezarlik bekcisinin kopegiymis, 14 yil bekciyle birlikte hatta bekci oldukten sonra da bu mezarlikta yasamis.





Aslinda belki yine cok korkunc olmazdi ama gecenin bir yarisi rehber tam seri cinayetleri anlatirken, aniden katil cikagelmis dedigi anda, arkana boh diye, kapkara giyinmis biri gelirse, zaten karanlik, eee haliyle bir sicrama, sonra gulme, sonra susma haline geciyor insan:) Tip fakultelerine satmak icin mezarliklardan kadavra calma isi populermis Edinburgh’ta, sonrasinda sirf bu yuzden insanlari oldurmeye baslamislar. Burke ve Nure en meshur seri katilleri. Seri katillerin oluleri sakladigi ev olarak gosterdikleri yerde hala oturanvar:S Gercek olmasa bile insanin ici urperir yahu, kirasi ucuzmus bir rivayete gore:) Sikiysa o evde bizim zamaninda yaptigimiz, kahve fincaniyla cin cagir, daha geldiysen cama 3 kere vur demeden, korkudan cin carpmisa donersin walla:)





Sonuc, oyle kuslar, bocekler, cicekler turu her yerde yapilir ama hayaletler, mahzenler, cinayetler her zaman ele gecmez:) O yuzden Edinburgh’a gitmisseniz, kesin deneyiniz, ne kaybedersiniz, en fazla 1 gecelik uykunuzu:)