Wednesday, June 25, 2014

BUYULU MASAL SEHIR EDINBURGH (VOLUME 1)

Tam benlik bu sehir, eger siz de benim gibi lunapark denince aklina ilk korku tuneli gelenlerdenseniz, sehrimize hosgeldinizJ Edinburgh’u ilk gordugum gibi, keske cocuklugum burada gecseydi dedim. O satolar ki her binasi sato gibiydi bence, tunellerin birbirine bagladigi yerler, mezarliklari, okullari bildiginiz her yeri oyle gizemli ki anlatamam. Cocuklugum burada gecseydi yaraticilikta sinir tanimaz, Frankestein’lari falan solda sifir birakirdimJ Kurcalayacak o kadar cok sey var ki, hic bir cocugun cani sikilmaz Edinburgh’ta wallaJ Haydi o zaman gizemli, masal sehir turumuz baslasin.

Genel Bilgiler:

Edinburgh, Birlesik Krallik’a bagli Iskocya’nin buyuleyici baskenti. Hemen bastan yazayim da, sehrin ismi bizim kucukken ogrendigimiz, ya da tahmin ettigimiz gibi okunmuyor. Iskoclar bildiginiz ‘Edinbra’ seklinde telaffuz ediyor. Siz Edinburg demeye devam ederseniz, onlar neden bahsettiginiz cok buyuk bir ihtimal anlamayacak, benden demesiJ



Eger Ingiltere gezi plani yapmissaniz da, eve biraz hafifleyip doneceginizi lutfen hesaba katin. Yani Londra’si, Edinburgh’u hangisi olsa yeterince pahali. Edinburgh guya kucucuk bir sehir ama fiyatlari kucuklugu ile kiyaslamayalim lutfenJ Para biriminin de sterlin olmasi durumu daha da vahim yapiyor tabi ki.



Onemli bir detay daha vereyim de Edinburgh’a indiginiz gibi market bulmaya calismayin, hazirlikli gelin. Evet cok buyuk bir ihtimal telefon sarjiniz, sac kurutma makinaniz etc. prize uymayacak. Cunku 3 girisli elektrikli prizleri var, Londra’da ben bir sekilde prizi esneterek, sarji egerek falan basariyorum da, Edinburgh’ta imkansiz. O yuzden adaptor gerekiyor. En kotu 3 pound verir alirsiniz ama yine de hazirlikli olursaniz, daha ucuza kapatabilirsiniz.






















Diger hazirlikli gelmeniz gereken durum ki sasirmayacaksiniz, hava kosullari. Evet biz indigimiz gibi sular, seller seklinde bir karsilama yapti. Ama ne yagmur, ciddi manada tum gun hic bitmedi. Semsiyeniz olsun yalniz asil en onemlisi yagmurluk ve su gecirmeyen ayakkabilar. Neden mi, semsiye kirilinca, zaten semsiyelerle arasi iyi olmayan ben sonunda attim gitti. Zaten semsiyeden rahat rahat sehir gezilmiyor mantigiyla, 2 gunde erimezsin dedim ve kendimi Edinburgh’un bereketli sularina teslim ettimJ Sonuc; korkmayin, cekmedimJ Durum tek yagmurdan ibaret degil, Londra’dan 25 derece ile ayrildigimiz gun, masalsi sehir bizi 12 derece ile karsiladi.


Oralara kadar gitmisken, sehre tepeden bakmadan, guzel binalarini gormeden olmaz ama tum bunlar epey yukarida ve cikis yollari hep engebeli, oyle duzluk bir yer hayal etmeyin, o yuzden rahat ayakkabilar en iyi dost:)



Eger yaz ayinda giderseniz hava neredeyse saat 22:30’da karariyor, o yuzden gun bitti diye hemen telaseye kapilmaniza gerek yok.


Bir de gittim, gordum anladim, Ingilizleri pek sevmiyorlar. Ama ozunde Irlandalilar kadar olmasalar da cok arkadas canlisi insanlar, yasamayi, yemeyi, icmeyi, sarki soylemeyi, muzik dinlemeyi bir de viskiyi sevdikleri tartismasiz gercek:)

Londra’dan daha fazla kirmizi telefon kulubesi goreceginiz de kesinJ




Oyle etekli erkekler gorecegim falan diye de meraka kapilmayin, 3 gunde 3-4 tane ancak gorursunuz. Ancak turistik yerlerde gayda calan erkekler de var ve bu arada giydikleri seye de etek denmiyor, ismi kilt.


Eger dillerini anlamakta zorluk cekerseniz de sasirmayin, gercekten cok farkli aksanlari ve kendilerinin bildigi farkli kelimeleri var.

Belki siz de duymussunuzdur, sehir cok pis kokuyor diye ama o bilgi taaa vebanin falan yaygin oldugu zamanlardan kalmis yani bana hic de oyle baskin pis bir koku gelmedi. Ya da ben kendimi Harry Potter havasina o kadar kaptirmistim ki burnum baska koku almadi:)


Nerede Kalinir:

Yine siddetle tavsiye edecegim durum, eski sehire yakin bir yerlerde kalmaniz. Oralar o kadar guzel ki, uzaklasmaya hic gerek yok, hele otobuse falan binmeniz gereken biryerlerden bahsediyorsa otel, kesinlikle yanlis adrestesiniz. Zaten ucuz yer aramayin cok fazla, bulmak imkansiza es.



Biz Grassmarket’in dibi, yani eski sehrin merkezinde kaldik. Secim sebebimiz de tamamen konumundan dolayiydi, benim sato manzarali otel takintim uzerine, digerlerine gore de biraz daha makul fiyatli burayi bulabildik http://budgetbackpackers.com/. Malesef bu sefer otel konusunda kesin burada kalin diyemeyecegim. Yer olarak gercekten guzeldi yani restorant, publarin falan en fazla oldugu kisim, kaleye yakin ama yine de sato manzarasina da uyanmadik neticede:) otobus duragina yakin. Odalar pek guzel sayilmazdi ve servis de cok hosuma gitmedi acikcasi. Yani baska seceneginiz varsa onu deneyin derim.


Bana gore 2 gece, 3 gun’de epey yer kesfedebilir, sehrin tum onemli yerlerini gezip gorebilirsiniz.
Havaalanindan sehir merkezine ulasim da cok kolay, otobusu biletlerini havaalani cikisindaki giseden alabilirsiniz. Gidis donus alin, daha hesapli (7 pound gelis-gidis). 20-25 dakikada merkezdesiniz.

Ne yenir/ Ne icilir:

Oncelikle bircok seyin kizarmis olduguna kendinizi hazirlayin, yani saglikli mutfak beklentisi olanlar, diyettekiler icin kesinlikle yanlis adres. Biz fish’n’chips hastaligindan kurtulamadigimiz icin bir aksam daha malum sekilde sonlandi. Yani yenebilir, biz the Royal Mile Tavern’de (http://www.royalmiletavern.com/) yedik, gayet de guzeldi. Londra’da yediklerimden farkli olarak o bezelyeli seyden de getirmemislerdi, daha bir sevindim:)
















Gitmeniz gereken yerlerden biri de “deep fried Mars bar”. Kendinizi kalori bombasina hazirlayin ve Edinburgh’a tekrar ne zaman geleceginizi bilmediginiz icin aldiginiz kalorileri de kafaya takmayin. Tatmadan donecek degilsiniz ya:) Neyse, ne mi var burada, bildiginiz Mars cikolata donduruluyor ve etrafi unlu, sodali, birali bir seye bulanip, kizarmis yaga atiliyor ama baya kizartma yapar gibi, bir kazan yagan icine Size de dondurma ile servis edilen lezzeti afiyetle yemesi kaliyor.


Yine bir diger meshur tatlilari ‘fudge’. Yalniz bu benim hic ama hic sevdigim birsey degil, bastan soyleyim. Asiri tatli ve cok fazla yag tadi geliyor, eger imkaniniz olursa once kucuk bir parca deneyin, severseniz sonra alirsiniz.


Edinburgh’a kadar gitmisken en meshur biskuvi, cookies firmasinin urunlerinden tatmadan da olmaz tabi ki. Walkers’tan bahsediyorum, isminden bilmeseniz bile kutusunu gorunce kesin bilirsiniz http://www.walkersshortbread.com/uk/. Bunlar guzel, denemediyseniz onceden denemeye deger:


Ne icilir diye cok sormaya gerek yok aslinda cunku sehre girdiginiz gibi viski shop’lar her kosede gozunuze carpacak. Eee denemeden donmeyin ama viski shop’lardan eve, ona buna hediye alip kaziklanmayin, once viski shop’ta hangi aromayi, neyi begendiginizi deneyin, sonra gidin guzelce marketten alin:)



Simdiye kadar yedik, ictik, Edinburgh ile iligili genel bilgileri aldik, yazinin devami ne yapilir, ne gorulur, nereler gezilir de cok yakinda. Hele de ‘Edinburg Night Walking Ghost Tour’u (Edinburgh gece hayalet yuruyusu) bekleyin derim ben, daha yazarken bile heyecanlandim:)

Tuesday, June 17, 2014

LONDRA SENI NEDEN SEVIYORUM?

Bastan soyleyim, bu yazi Londra’yi gezelim, gorelim yazisi degil. Onu da yazacagim ancak bunun icin daha uzun zamana ihtiyacim var, malum Londra sonucta.

Simdi sadece Londra’yi neden cok sevdigimi, her gittigimde neden hic doyamadigimi, bu sehirde beni ceken neler oldugunu anlatacagim kisaca.

Sehir yapisi, cografyasi, havasi, suyu benzemese de bence Londra’da Istanbul’a benzer birseyler var, kimbilir odur belki de beni ceken. Cok kulturlu bir sehir, dunyanin her yerinden insan var, hareket 24 saat, enerji var sinirsiz, sehrin bir cok yerinden gorulebilen kocaman Thames nehri ayri bir guzellik. Muzikaller, tiyatrolar sehri ki hem de en alasindan. Sahane kitapcilari var. Hem canli birseyler dinleyim, hem 2 kadeh birsey iceyim dediginizde sinirsiz imkan mevcut. Sanki hic bitmeyecekmis gibi yemyesil parklarinda saatlerce zaman gecirilebilir.



Ilk gittigimde metro aginin genisligine agzim acik kalmisti, metro haritasina nereden baslayacagimi bilememistim. 2 gun gecti, o hic durmayan insan selinin trafigine kendimi kaptirmis buldum. Metrolarda gitar vs calan kisileri izledim, kosanlari gozlemledim. Yerin altindaki bu hic bitmeyen hareketlilik mutlu etti beni. Sehrin ustu kadar, alti da civil civilJ



Taksileri, binalari hic bilmedigim farkli zamanlara, mekanlara goturdu beni, guzel anilar biriktirdim. Sehrin tersten akan trafigi bile, kendimi bildim bileli alistigim duzeni degistirdi, en azindan kisa sure. Degisimin ne kadar guzel birsey oldugunu hatirlatti.

Uzun seneler Ingiliz aksani sevmeyen ben, bire bir onlarla konusunca aksanlarini bile sempatik bulmaya basladim. 

Cay saati dedikleri zamanlarda bir cafe’ye oturup, bu kozmopolit sehirde insanlarin neler yaptigina baktim, tipki Istanbul gibi herkes bir yerlere yetisiyordu sanki. Takim elbiselerin altinda spor ayakkabilarla kosanlar, eldeki cantalarda topuklu ayakkabilari tasiyan kadinlar, taksi  durdurma telasindaki insanlar, sofore kizanlar, gazete okuyanlar, bir yerleri arayarak etrafına bakınan turistler. Hersey var, sehir gercekten her telden caliyor.



Londra insani kendine asik ediyor, iste tam da bu sebepten negatif yanlarina cok takilamiyorsun. Tutkulu ve cazip geliyor.  Evet yoksa cok pahali, evet fazla gri, yagmur cok, o yesil parklarda cimler genelde islak oldugundan hep banklarda oturuyorsun, sira bekliyorsun cogu zaman. Ama gunun sonunda gunes azicik yuzunu gosterdi mi, 5 dakika durup etrafa bakip, sehrin havasini solumaya basladin mi, herseyi unutuyorsun.






Istanbul’u hatirlatti demisken, buyuk sehirlerin, kalabalik yerlerin vazgecilmezi trafik de malum. Nasibimizi son gun Londra’dan havaalanina giderken fazlasiyla aldik. Siz siz olun, Londra’da da Istanbul’daki gibi trafik olabilecegini dusunerek yola cikin. Son gun, hersey cok guzel, piril piril bir Londra gununun daha tadini cikardik (ustteki fotograflar hep son gunden alindi, gordugunuz gibi hersey cok yolundaJ) ve aksam eve donus yolculugu var. Havaalanina giden bizim dolmuslar gibi otobuslerden biletimizi almistik, hem de esneklik payi birakarak, yani havaalanina oyle ucu basina falan varmiyoruz, rahat rahat gidecegiz, donmeyi her ne kadar istemesek de. Donmemeyi cok mu gonulden istedim nedirJ 

Neyse bekle allah bekle otobus gelmiyor. Sonunda beklenen otobus geliyor, ben hala rahatim, tamam zaten otobus biletini erken almistik, panik yok modundayim. 5 dakika yol aldik, almadik, otobus durdu, kirmizi isik saniyoruz. Ayni Istanbul gibi meger hic yesile donmeyen kirmizi isiga takilmisiz. Basimi bir uzattim ki, trafik kilitL Ne donecek, ne gidecek yol yok. Neyse belki yol yapimi, kaza falan vardir, ha simdi acarlar, acildi acilacak, pozitif dusunelim ama tabi ki nafile. Trafigin acilasi falan yok. Tum gunlerin yorgunlugu, uykusuzlugu ile otobuse bindigi gibi uyumasi kacinilmaz olan benim gozler faltasi, trafik acilacak diye nobetteyim. Istanbul’dan da tecrubeli olunca, artik ne yapmali onu dusunmeye basliyoruz. Sahsi fikrim, eger bu trafik acilmayacaksa, bari trafigi cekmeyelim, inelim Londra’nin bir gece daha tadini cikaralim diyorum. Ama diger tarafim da hadi acilirsa inmek de sacma diyor. Ertesi gun de yapman gereken 3 sunum varsa, onlari senin yerine kimin sunabilecegine de karar veremiyorsan, oturdugun yere cakiliyor, icinden bildigin tum dualari okuyor, kurdesen dokuyor,otobusun buzhane gibi calisan klimasina bile ses cikarmiyorsun. Tek tesellin Ispanyol otobus soforunun, Turk dolmus soforune baglayip, ucmasiJ 

Evet walla oluyor, Ispanyol abi, bildigin kaldirimlardan, sagdan soldan, hafif yandakine dokunarak, otekine kafasini cikarip bagirarak, muzigin sesini epey acarak, bana bildigim hisleri yasatmaya basliyor. Ani frenlerde resmen midem kalkiyor ama garip bir sekilde de zevk aliyorum bu atraksiyondan. Nerdeyse 4 senedir unuttugum seyleri yasatiyor bu sehir bana. Huzur iyidir ama bunyeye hareket, bereket de gerekir diyorum. Ben de nerdeyse ‘yallah sofor yallah’ sarkisiyla abiye eslik edecegimJ Evet oyle boyle resmen ucarak, Ispanyol abi sayesinde ki Ingiliz olsa yapamazdi, havaalanina ucak saatinden once variyoruz. Ama oyle kucucuk havaalani degil ki, hemen binecegin kapiyi bulasin. Allahtan check in yapmistik. Hayiiiiiiiiir guvenlik kontrolu sirasi, ona pardon, buna please, ucak kacti kacacak diye, suru gibi uzayan siranin en onune gecmeyi basariyoruz. Tabi bu sefer de sali cikar, kemeri, ceketi fasli basliyor. Tam geciyorum, haliyle otuyorum, su telasede otmesem sasarim. Geri donun halka kupeleriniz buyuk onlari cikarip gelin diyor. Walla abi ben valizlerle birlikte kutunun icine girip, makinadan gecsem siz de ekrandan baksaniz diyecegim utanmasamJ Cunku cikarttiklarimi bir de geri toplamasi var. Kupeden sonra yine otuyorum, bu makinalar sutyenlere alismadikca biz kadinlarin yarisi omru billah oter zaten. Ben security’de bu kadar cok oyalandigim icin, sonunda gercekten uzun senelerimin en hizli maraton kosusuna cikiyorum, gate’e gidebilmek icin. En son kucukken arkamdan kopek kovalamisti da o zaman boyle kosmustumJ Free shop’un orada depar atarken de, eger yetisemeyeceksek walla benden pes, zaten begendigim parfum de indirimde bari onu alayim diyorum, ama yok kosmaya devam. 

Zaten kac gundur sehir kesfedecegiz diye durmadan yurumusuz, bir de ustune kosu:S Neyse zaten fish’n’chips’in ayarini da fazla kacirmistik, iyi oldu, birseycik kalmadi diyorum. Uff ne yolmus kos kos bitmiyor, o son ice coffee’yi icmeseydim keske, icimden lik lik sesler gelmeye basliyorJ Hey allah, kemeri de tekrar takacak vakit de olmadi, pacam ayagima takilirsa dusersem tam komedi olur diyorum. Tabi bu esnada valiz bir kere elimden kayip dusuyor, kac kisinin ayagindan valizi geciriyorum sayamadim, carptiklarim da affeylesin artikJ Yok artik, bizim gate icin otobuse binmemiz gerekiyormus. Son gayret ona da biniyoruz. Bacaklarim resmen titriyor artik. Otobusten sonra son parkur ve evet finish gorunduJ biletleri kontrol eden kadin, hadi hadi yapiyor bize, etrafta baska kimse yok zaten. Bileti gosterip giriyoruz, yarabbi ucaktayiz, egilip topragi opme hissi boyle birsey olsa gerek. Yerimize oturuyoruz ama baya yuzum domates salcasi gibi, ki benim yuzum genelde kizarmaz. Beni aliyor bir gulme, hem sinirlerim bozuldugundan, hem yoruldugumdan, bir de uzun zamandir unuttugum su telaseyi yasadigimdan. Hayat bazen gercekten atraksiyonlarla guzel, hep plan, hep rahat bir yere kadar dimi amaJ Sonunda madem rahata erdik, o zaman hostes hanim bir buzlu bir soda getiriver, malum maraton madalyasi banaJ



O kadar maratonun sonunda iyi ki suratim boyle kalmadim dimi amaJ