Tuesday, June 17, 2014

LONDRA SENI NEDEN SEVIYORUM?

Bastan soyleyim, bu yazi Londra’yi gezelim, gorelim yazisi degil. Onu da yazacagim ancak bunun icin daha uzun zamana ihtiyacim var, malum Londra sonucta.

Simdi sadece Londra’yi neden cok sevdigimi, her gittigimde neden hic doyamadigimi, bu sehirde beni ceken neler oldugunu anlatacagim kisaca.

Sehir yapisi, cografyasi, havasi, suyu benzemese de bence Londra’da Istanbul’a benzer birseyler var, kimbilir odur belki de beni ceken. Cok kulturlu bir sehir, dunyanin her yerinden insan var, hareket 24 saat, enerji var sinirsiz, sehrin bir cok yerinden gorulebilen kocaman Thames nehri ayri bir guzellik. Muzikaller, tiyatrolar sehri ki hem de en alasindan. Sahane kitapcilari var. Hem canli birseyler dinleyim, hem 2 kadeh birsey iceyim dediginizde sinirsiz imkan mevcut. Sanki hic bitmeyecekmis gibi yemyesil parklarinda saatlerce zaman gecirilebilir.



Ilk gittigimde metro aginin genisligine agzim acik kalmisti, metro haritasina nereden baslayacagimi bilememistim. 2 gun gecti, o hic durmayan insan selinin trafigine kendimi kaptirmis buldum. Metrolarda gitar vs calan kisileri izledim, kosanlari gozlemledim. Yerin altindaki bu hic bitmeyen hareketlilik mutlu etti beni. Sehrin ustu kadar, alti da civil civilJ



Taksileri, binalari hic bilmedigim farkli zamanlara, mekanlara goturdu beni, guzel anilar biriktirdim. Sehrin tersten akan trafigi bile, kendimi bildim bileli alistigim duzeni degistirdi, en azindan kisa sure. Degisimin ne kadar guzel birsey oldugunu hatirlatti.

Uzun seneler Ingiliz aksani sevmeyen ben, bire bir onlarla konusunca aksanlarini bile sempatik bulmaya basladim. 

Cay saati dedikleri zamanlarda bir cafe’ye oturup, bu kozmopolit sehirde insanlarin neler yaptigina baktim, tipki Istanbul gibi herkes bir yerlere yetisiyordu sanki. Takim elbiselerin altinda spor ayakkabilarla kosanlar, eldeki cantalarda topuklu ayakkabilari tasiyan kadinlar, taksi  durdurma telasindaki insanlar, sofore kizanlar, gazete okuyanlar, bir yerleri arayarak etrafına bakınan turistler. Hersey var, sehir gercekten her telden caliyor.



Londra insani kendine asik ediyor, iste tam da bu sebepten negatif yanlarina cok takilamiyorsun. Tutkulu ve cazip geliyor.  Evet yoksa cok pahali, evet fazla gri, yagmur cok, o yesil parklarda cimler genelde islak oldugundan hep banklarda oturuyorsun, sira bekliyorsun cogu zaman. Ama gunun sonunda gunes azicik yuzunu gosterdi mi, 5 dakika durup etrafa bakip, sehrin havasini solumaya basladin mi, herseyi unutuyorsun.






Istanbul’u hatirlatti demisken, buyuk sehirlerin, kalabalik yerlerin vazgecilmezi trafik de malum. Nasibimizi son gun Londra’dan havaalanina giderken fazlasiyla aldik. Siz siz olun, Londra’da da Istanbul’daki gibi trafik olabilecegini dusunerek yola cikin. Son gun, hersey cok guzel, piril piril bir Londra gununun daha tadini cikardik (ustteki fotograflar hep son gunden alindi, gordugunuz gibi hersey cok yolundaJ) ve aksam eve donus yolculugu var. Havaalanina giden bizim dolmuslar gibi otobuslerden biletimizi almistik, hem de esneklik payi birakarak, yani havaalanina oyle ucu basina falan varmiyoruz, rahat rahat gidecegiz, donmeyi her ne kadar istemesek de. Donmemeyi cok mu gonulden istedim nedirJ 

Neyse bekle allah bekle otobus gelmiyor. Sonunda beklenen otobus geliyor, ben hala rahatim, tamam zaten otobus biletini erken almistik, panik yok modundayim. 5 dakika yol aldik, almadik, otobus durdu, kirmizi isik saniyoruz. Ayni Istanbul gibi meger hic yesile donmeyen kirmizi isiga takilmisiz. Basimi bir uzattim ki, trafik kilitL Ne donecek, ne gidecek yol yok. Neyse belki yol yapimi, kaza falan vardir, ha simdi acarlar, acildi acilacak, pozitif dusunelim ama tabi ki nafile. Trafigin acilasi falan yok. Tum gunlerin yorgunlugu, uykusuzlugu ile otobuse bindigi gibi uyumasi kacinilmaz olan benim gozler faltasi, trafik acilacak diye nobetteyim. Istanbul’dan da tecrubeli olunca, artik ne yapmali onu dusunmeye basliyoruz. Sahsi fikrim, eger bu trafik acilmayacaksa, bari trafigi cekmeyelim, inelim Londra’nin bir gece daha tadini cikaralim diyorum. Ama diger tarafim da hadi acilirsa inmek de sacma diyor. Ertesi gun de yapman gereken 3 sunum varsa, onlari senin yerine kimin sunabilecegine de karar veremiyorsan, oturdugun yere cakiliyor, icinden bildigin tum dualari okuyor, kurdesen dokuyor,otobusun buzhane gibi calisan klimasina bile ses cikarmiyorsun. Tek tesellin Ispanyol otobus soforunun, Turk dolmus soforune baglayip, ucmasiJ 

Evet walla oluyor, Ispanyol abi, bildigin kaldirimlardan, sagdan soldan, hafif yandakine dokunarak, otekine kafasini cikarip bagirarak, muzigin sesini epey acarak, bana bildigim hisleri yasatmaya basliyor. Ani frenlerde resmen midem kalkiyor ama garip bir sekilde de zevk aliyorum bu atraksiyondan. Nerdeyse 4 senedir unuttugum seyleri yasatiyor bu sehir bana. Huzur iyidir ama bunyeye hareket, bereket de gerekir diyorum. Ben de nerdeyse ‘yallah sofor yallah’ sarkisiyla abiye eslik edecegimJ Evet oyle boyle resmen ucarak, Ispanyol abi sayesinde ki Ingiliz olsa yapamazdi, havaalanina ucak saatinden once variyoruz. Ama oyle kucucuk havaalani degil ki, hemen binecegin kapiyi bulasin. Allahtan check in yapmistik. Hayiiiiiiiiir guvenlik kontrolu sirasi, ona pardon, buna please, ucak kacti kacacak diye, suru gibi uzayan siranin en onune gecmeyi basariyoruz. Tabi bu sefer de sali cikar, kemeri, ceketi fasli basliyor. Tam geciyorum, haliyle otuyorum, su telasede otmesem sasarim. Geri donun halka kupeleriniz buyuk onlari cikarip gelin diyor. Walla abi ben valizlerle birlikte kutunun icine girip, makinadan gecsem siz de ekrandan baksaniz diyecegim utanmasamJ Cunku cikarttiklarimi bir de geri toplamasi var. Kupeden sonra yine otuyorum, bu makinalar sutyenlere alismadikca biz kadinlarin yarisi omru billah oter zaten. Ben security’de bu kadar cok oyalandigim icin, sonunda gercekten uzun senelerimin en hizli maraton kosusuna cikiyorum, gate’e gidebilmek icin. En son kucukken arkamdan kopek kovalamisti da o zaman boyle kosmustumJ Free shop’un orada depar atarken de, eger yetisemeyeceksek walla benden pes, zaten begendigim parfum de indirimde bari onu alayim diyorum, ama yok kosmaya devam. 

Zaten kac gundur sehir kesfedecegiz diye durmadan yurumusuz, bir de ustune kosu:S Neyse zaten fish’n’chips’in ayarini da fazla kacirmistik, iyi oldu, birseycik kalmadi diyorum. Uff ne yolmus kos kos bitmiyor, o son ice coffee’yi icmeseydim keske, icimden lik lik sesler gelmeye basliyorJ Hey allah, kemeri de tekrar takacak vakit de olmadi, pacam ayagima takilirsa dusersem tam komedi olur diyorum. Tabi bu esnada valiz bir kere elimden kayip dusuyor, kac kisinin ayagindan valizi geciriyorum sayamadim, carptiklarim da affeylesin artikJ Yok artik, bizim gate icin otobuse binmemiz gerekiyormus. Son gayret ona da biniyoruz. Bacaklarim resmen titriyor artik. Otobusten sonra son parkur ve evet finish gorunduJ biletleri kontrol eden kadin, hadi hadi yapiyor bize, etrafta baska kimse yok zaten. Bileti gosterip giriyoruz, yarabbi ucaktayiz, egilip topragi opme hissi boyle birsey olsa gerek. Yerimize oturuyoruz ama baya yuzum domates salcasi gibi, ki benim yuzum genelde kizarmaz. Beni aliyor bir gulme, hem sinirlerim bozuldugundan, hem yoruldugumdan, bir de uzun zamandir unuttugum su telaseyi yasadigimdan. Hayat bazen gercekten atraksiyonlarla guzel, hep plan, hep rahat bir yere kadar dimi amaJ Sonunda madem rahata erdik, o zaman hostes hanim bir buzlu bir soda getiriver, malum maraton madalyasi banaJ



O kadar maratonun sonunda iyi ki suratim boyle kalmadim dimi amaJ

No comments:

Post a Comment