Nerelere gidilir, neler yapilir:
Sirin, kucuk bir Ortacag sehri olan Edinburgh’ta her yeri yuruyerek gezmek mumkun, tabi ki bizim gibi saganaktan da ote yagmura yakalanmazsaniz.
Gormek icin de klasik bir guzellik beklemeyin; oyle kizgin kumlardan soguk sulara, masmavi gokyuzu, ilik ruzgar sehri degil burasi. Daha cok sis, soguk, yagmur, karanlik hakim. Ama tum bunlar Edinburgh’un havasina cok yakisiyor, guzelligine guzellik katiyor.
Kesinlikle tavsiye edecegim seylerden biri ‘Free Walking Tour’. Edinburgh’ta cok yaygin bir uygulama, sehrin tamami yuruyerek gezilebildigi icin de super. 10-12 kisilik ekipler olusturuluyor ve hepsinin basina bir rehber veriliyor. Rehber hem gosteriyor, hem anlatiyor. Tur sonunda da herkes gonlunden ne kadar koparsa rehbere veriyor. Bizim rehberimizden de olabilir, muthis eglendik, hem de ogrendik.
Gorulmesi gereken yerlerin basinda ‘Old Town’ yani eski sehir var. Gerci bana sorarsaniz, eski sehirden yeni sehire gecen sinir nerededir, tam anlamadim. Princess Street Garden eski sehiri yenisinden ayiriyor da yalniz tum sehir eski gibi ozunde. Ama eski sehir diye adlandirdiklari kisim biraz daha ayri gizemli.
Royal Mile caddesi varki gittiginizde herkesden duyacaksiniz. Tum bulusma noktalari neredeyse bu yol uzerinde. Hatta en tipik olani da Royal Mile Starbucks, bizim Istiklal‘ de Burger King onu gibi, herkes orada:) Cadde cok hareketli, sokak sanatcilari, birsuru cafe, restoran, hediyelik esya alacak yerler dolu.
O kadar daracik daracik sokaklari varki, ya asagi dogru uzuyor, ya yukari ve ikisinde de sonunu gormek cok zor. Iste o zaman sehrin karakapli defterinde yazan hayalet hikayeleri insanin aklina geliyor:) Her gizemli seyi merak eden ben bile, o daracik, upuzun merdivenli sokaklara giremedim, pek bir karanlik geldi:) Siz girdiyseniz, beni de aydinlatin bu konuda.
Sehrin simgesi sayilan kalesi (satosu) tam bir efsane. M.S 600 yillarinda volkanik kayalarin uzerine kurulmus ve o kayalara asagidan bakinca bile insanin resmen ici urperiyor. Kalenin girisi 16 pound, anlatimli turlara katilirsaniz 30 pound. Aslinda bana sorarsiniz kalenin icine girmek sart da degil, oradan ogreneceginiz detaylari da kolayca baska yerlerde edinebilirsiniz. Dis goruntusunun cazibesi malesef icinde yok. Kaleden cekebileceginiz manzara resimlerini de cekecek daha baska, guzel yerler de mevcut. Kaleye cikarsaniz buyuk bir top (Mons Meg) ya da ‘One O’clock Gun’ goreceksiniz, bu top 1829 yilinda Edinburgh kalesine konmus ve halen her gun (Pazar disinda) saat 13:00’da atesleniyor. Top atis olayinin hikayesini de su sekilde anlattilar: Edinburgh cogunlukla sisli bir sehir oldugundan, gemilerin karaya carpmamasi icin sesle uyari sistemi gelistirmisler. Top sesini gemiler 2 mil uzaktan duyabiliyorlarmis ve o zaman karaya yaklastiklarini anliyorlarmis.
Kalenin icindeki St. Margaret Kilisesi de sehirdeki en eski yapi.
O kadar kendinizi Harry Potter ortamina kaptirmisken, JK Rowling’in kitabin buyuk bir kismini yazdigi, The Elephant House Cafe’ye (http://www.elephanthouse.biz/) de gitmeden olmaz. Ozunde gitmeseniz ne kaybedersiniz, hic:) ama yine de insane merak ediyor. Servis tam bir fiyasko ve inanilmaz bir kuyruk var, masa bulmak da gayet sorun. Diyecegim su ki, en iyisi gidin Nero’ya oturun, mis gibi kahvenizi icin:)


Holyrood Sarayi da gorkemli, bahcesi de nefis. Britanya Kraliyet ailesinin yeriymis burasi biraz kraliyet havasi almak, yasayiz tarzlarini gormek fena degil hani:)

Edinburgh’a kadar gitmisken viskileri denemeden donmeyin (whiskey experience) (http://www.scotchwhiskyexperience.co.uk/). Biraz tuzlu yani 30 pound’u bunun icin gozden cikarmaniz gerekir ama guzel bir pazarlama stratejisi de gormus olursunuz.
Alisveris tutkunlari icin soyluyorum, sizin adresiniz de Princess Street ve George Street, tum magazalar orada mevcut.
Royal Yacht Britannia (buyuk gemi) de gorulebilir ama sehre biraz uzak ve yuruyerek gitmek cok mumkun degil. Bence sehrin yuruyerek gorulecek guzelliklerini birakip, burayi gormeye gitmek mantiksiz. Ancak yeterli zamaniniz varsa gidin derim.
Iskoclar da Irlandalilar’I muzik konusunda aratmiyor, sokak sanatcilarini dinlemeyi sakin atlamayin.


Hayaletlere gecmeden, bizim gibi cok fazla yagmura yakalandiysaniz, daha da bunyeniz o kadar islanmaya alismamissa, sight seeing bus (turistleri gezdiren otobus)’leri de tavsiye ederim, biletler 16 pound ve 24 saat gecerli, neredeyse 2 gun kullanabilirsiniz. Her rehber de kendinden farkli birseyler katiyor anlatirken, eglenceli olabiliyor:)


Simdiiii gelelim Edinburgh’un karanlik yuzune, evet sizin de muhtemelen duydugunuz gibi Edinburgh hayaletler sehri olarak geciyor. Iskoclar da bu isi para kazanma sanatina cevirmisler, cok da iyi etmisler, ben ve benim gibi macera duskunleri icin iyice cazip hale getirmisler:)

Yagmurdan sirilsiklam olup, kuruyacak yer ararken ‘Edinburgh ghost night tour’u bulmam tam oldu:) Hava kararmaya yuz tutmussa, durmadan yagmur yagiyor, ayagin kayiyor, burnun akiyor, bir taraftan da simsek cakiyorsa, hayaletler, mezarliklar, cinayetler, oluler bu ortama tam uyar dedik ve tura yazildik:) 10 kisilik bir ekip, basta da rehber yurumeye basladik. Greyfiars Mezarligi ve Covenant’s Hapishaneleri’ni, South Bridge (Guney Kopru) altindaki mahzenleri, bir taraftan ayagimiz kayarak, bir yandan yuregimiz hoplayarak gezdik. Mahzenler zamaninda birseyler depolamak icin yapilmis ama sonradan Edinburgh cok goc alinca, insanlar o kucucuk mahzenlerde neredeyse yapisik vaziyette yasamaya baslamislar. Suclular falan da zamaninda hep bu labirentlere siginmis ve cogu da burada olmus, o yuzden de lanetli kopru olarak kalmis burasi. Zaten mahzende neredeyse farelerle goz goze gelecegiz diye oldum, Allah’tan los da cok secilmiyor, malum bir de heryer orumcek agi:) Tahmin edersiniz ki bu ortamda fotograf cekmek de cok aklimiza gelmedi:)
Meshur Greyfiars Mezarlig’inda yurumek hem de gece yarisi, yagmur, simsek esliginde zaten garip bir his, ayaginin altinda birsey catirdasa kurukafa, olulerin kemikleri saniyorsun:) Mezarligin icin de bir de Covenants Hapishanesi var. Bizi orada da sevimsiz, aslinda heyecanli bir saka bekliyordu:) Iceri girdigimiz gibi arkadan gelen bir karalti, kapiyi zincirle kilitledi, haliyle mezarligin en korkutucu yerinde kaldik bir sure. Hepsi olay aninda daha bir heyecanli tabiki, cunku kurguyu guzel yapmislar, rehber anlatirken tam en hararetli yerinde ekipten olan hayalet insanlar cikiveriyor ortaya:). Covenants Hapishanesi’nin hikayesi de su sekilde. 1600’lerde katolikolmak istemeyen binlerce kisi buralara atilmis, iskence gormusler, hatta tarihin ilk toplama kampi olarak bile biliniyor. Tum toplama kamplarinda oldugu gibi burada da insanin icine dokunan bir hava hakim.


Unutulmamasi gereken diger bir nokta, mezarliga girince anisina saygiyla egileceginiz terrier cinsi kopek Bobby var. 1800 yillarindaki mezarlik bekcisinin kopegiymis, 14 yil bekciyle birlikte hatta bekci oldukten sonra da bu mezarlikta yasamis.


Aslinda belki yine cok korkunc olmazdi ama gecenin bir yarisi rehber tam seri cinayetleri anlatirken, aniden katil cikagelmis dedigi anda, arkana boh diye, kapkara giyinmis biri gelirse, zaten karanlik, eee haliyle bir sicrama, sonra gulme, sonra susma haline geciyor insan:) Tip fakultelerine satmak icin mezarliklardan kadavra calma isi populermis Edinburgh’ta, sonrasinda sirf bu yuzden insanlari oldurmeye baslamislar. Burke ve Nure en meshur seri katilleri. Seri katillerin oluleri sakladigi ev olarak gosterdikleri yerde hala oturanvar:S Gercek olmasa bile insanin ici urperir yahu, kirasi ucuzmus bir rivayete gore:) Sikiysa o evde bizim zamaninda yaptigimiz, kahve fincaniyla cin cagir, daha geldiysen cama 3 kere vur demeden, korkudan cin carpmisa donersin walla:)


Sonuc, oyle kuslar, bocekler, cicekler turu her yerde yapilir ama hayaletler, mahzenler, cinayetler her zaman ele gecmez:) O yuzden Edinburgh’a gitmisseniz, kesin deneyiniz, ne kaybedersiniz, en fazla 1 gecelik uykunuzu:)











No comments:
Post a Comment